Euro 96  : Almanya Zaferi

Euro 96  : Almanya Zaferi

1996 yılının yaz aylarında futbol topu, futbolun icat edildiği diyarlarda; İngiltere’de dönmeye başlamıştı. Futbolun mucidi olmakla her zaman övünen İngilizler de “Futbol Evine Dönüyor” sloganıyla organizasyona hazırlanmış ve şampiyona için iddialı olduklarını da ortaya koymuşlardı.

Türk Futbolseverler için ise hiç şüphesiz bir dönüm noktasıydı EURO 96. Türk milli takımı tarihinde ilk kez bir Avrupa Şampiyonasına katılacak ve Türk milleti nihayet hep gıptayla izledikleri büyük organizasyonların birinde kendi takımlarını destekleyebilecekti. Türk Futbolunda devrim yaratan Fatih Terim, 1992 Akdeniz Oyunlarında şampiyon olan ve uzun uğraşlarla temelini attığı takımla Avrupa vitrinine çıkacaktı.

Zaten son torbadan girdiği ve Macaristan, İzlanda, İsveç ve İsviçre’nin olduğu gruptan finallere katılma hakkı kazanarak bir ilke imza atan Türk milli takımı Avrupa’da tüm dikkatlerini üzerine çekmişti.

Turnuva öncesi şampiyonluk için şans verilen takımlarda her zamankinden pek farklı değildi. Ev sahibi İngiltere, son Dünya Kupası’nda finalde penaltılarla kaybeden İtalya ve turnuvaların değişmez favorisi Almanya öne çıkan takımlardı. Ancak son turnuvadaki Danimarka sürprizinden sonra kimse kesin yorumlar yapamıyordu.

16 takımın katıldığı turnuvada grup kuraları çekildiğinde dengeli gruplar ortaya çıkmıştı. Her grupta favoriler mevcuttu ancak sürprizler elbette bu turnuvaya da damgayı vuracaktı.

A Grubu

A grubunda mücadele eden ev sahibi İngiltere, Hollanda, İskoçya ve İsviçre arasında İngiltere ve Hollanda ön plana çıkıyordu; ancak İskoçya’nın bir sürpriz yapabileceği de konuşuluyordu. Nitekim İngiltere grubu domine etmiş ve 7 puanla A Grubunu Lider tamamlamıştı.

İskoçya ve Hollanda arasında ise son maça kadar süren müthiş bir çekişme yaşanmış ve iki takım da grubu 4 puanla ve -1 gol averajıyla tamamlamıştı. Aralarındaki maçta 0-0 sona ermişti ancak attığı gol sayısı fazla olduğu için Hollanda çeyrek final biletini kapmıştı.

B Grubu

B grubunda yer alan İspanya, Fransa, Bulgaristan ve Romanya arasından da beklendiği gibi Fransa ve İspanya hiç mağlubiyet almadan Çeyrek Final yolunu tutmuş, “Karpatların Maradonası Hagi”nin önderliğinde büyük umutlarla İngiltere’ye gelen Romanya ise puan dahi alamadan evine dönüp taraftarlarını üzmüştü.

C Grubu

C grubu ise kuşkusuz turnuvaya damgasını vuran gruptu. Almanya, İtalya, Çek Cumhuriyeti ve Rusya’nın yer aldığı grupta, beklenti turnuvanın iki favorisi İtalya ve Almanya’nın rahat bir şekilde turlayacağı yönündeydi. Ancak kimsenin Hesaba katmadığı bir takım vardı ortada: ÇEK CUMHURİYETİ

İlk maçta Almanya’ya 2-0 mağlup olsalar da ikinci maçlarında İtalya’yı 2-1 devirip finale kadar uzanan yolda başlangıcı yapmışlardı. İtalya ise ilk maçında Rusya’yı 2-1 mağlup etmişti. Son maçlara gelindiğinde Almanya gruptan çıkmayı garantilemiş Rusya’nın ise iddiası kalmamıştı. İtalya Almanya ile Çek Cumhuriyeti ise Rusya ile mücadele edecekti.

İtalya Almanya ile golsüz geçen maçta 0-0 berabere kalmıştı. Çek Cumhuriyeti ile Rusya arasındaki maç ise tam bir gol düellosuna sahne olmuş ve 88. dakikada Smiçer’in attığı golle 3-3 sona ermişti ve Smiçer’in bu golü Çek Cumhuriyetine çeyrek final yolunu açmıştı.

Son Dünya Kupasında penaltılarla kaybettikleri finalden sonra ikinci bir hayal kırıklığı yaşayan İtalyanlar ise erken eve dönmek zorunda kalmışlardı.

D Grubu

D grubu ise Milli takımımızın bulunduğu, tüm Türkiye’nin nefesini tutarak izleyeceği gruptu. Fatih Terim’in talebeleri son şampiyon Danimarka, Portekiz ve Hırvatistan ile mücadele edecekti. İlk bakışta diğer gruplara göre daha kolay bir grupta yer alıyordu milli takımımız. İlk rakipte Hırvatistan’dı.

Rüştü, Ogün, Rahim, Alpay, Vedat, Abdullah, Tugay, Tolunay, Sergen, Hakan, Arif onbiriyle çıktığımız maçta, 86 dakika direnen milli takımımız 86. dakikada Vlaoviç’in golüyle yıkılmıştı. Vedat İnceefe’nin ters vuruşunda birden bire topu önünde bulan Vlaovic yarı sahamızın ortasına yakın bir bölgeden topu alıp sürmüş ve golü atmıştı.

Vlaovic’in bu deparı sırasında arkasından onu takip eden ve aynı anda 60 milyon Türk futbolsever’in “İndir!!” nidalarını kulak arkası eden Alpay Özalan ise maçın adamı olmuştu. Alpay yarı sahamızın ortasından itibaren Hırvat futbolcuyu indirme fırsatına sahip olmasına rağmen Vlaovic’i düşürüp herhangi bir penaltıya da sebebiyet vermeden golü engelleme fırsatına sahipti.

Alpay’a Fair Play Ödülü

Kırmızı kart görecekti belki ama zaten bitime 3-4 dakika kalmıştı ve bu kartın pekte bir önemi yoktu. Ama Alpay yapmadı, düşürmedi. Maçtan sonra da en çok konuşulan olay buydu ve UEFA Alpay’a bu örnek davranışından dolayı FAİR PLAY ödülü vermişti. İleriki yıllarda Alpay’ın Dünya üzerinde adı Fair Play ile anılacak en son futbolculardan biri olacağını UEFA nereden bilebilirdi ki?

Turnuvaya talihsiz bir şekilde başlayan Türkiye diğer iki maçta da pek bir varlık gösterememiş önce Portekiz’e 1-0 ardından da Danimarka’ya 3-0 yenilerek ilk Avrupa Şampiyonası macerasına gol dahi atamadan “Gönüllerin Şampiyonu” olarak veda etmişti. Bir başka hayal kırıklığını da son şampiyon Danimarka yaşamış ve 4 puan topladığı grupta 3. olup evine dönmüştü.

Ve Finaller Başlıyor

Çeyrek Finallere gelindiğinde İtalya ve Danimarka dışında fire yoktu. İlk çeyrek final maçını da ev sahibi İngiltere, İspanya ile yapmış ve normal süresi ve uzatmaları 0-0 sona eren maçta penaltılarla kazanan taraf İngiltere olmuştu. Alan Sheararlı, Teddy Sheringhamlı, Paul Gascoignelı kadrosuyla bu kupayı belki de en çok isteyen takım dolu dizgin yoluna devam ediyordu.

İkinci maç ise iki Avrupa devi; Hollanda ve Fransa arasındaydı. Ancak ilk çeyrek final maçından farklı bir şey yoktu ortada yine 0-0 biten normal süre ve uzatmaların ardından penaltılarda Fransa 5-4 üstünlük kurup turu geçmişti. Çeyrek finallerin ikinci günüde ise Almanya Hırvatistan’ı büyük yıldızları Sammer ve Klinsman’ın golleriyle 2-1 geçmiş, Hırvat futbolunun son dönemde yetiştirdiği en göze çarpan isim Davor Suker’in tek sayısı Hırvatistan’a yetmemişti.

Son çeyrek final maçında ise tartışmasız turnuvada adından en çok söz ettiren ekip olan Çek takımı Portekiz’i 1-0 ile geçip yoluna devam etmişti. Figo, Pinto kardeşler, Couto ve kaleci Vitor Baia’nın başını çektiği Portekiz’in altın jenerasyonu da ilk kez çıktığı Avrupa sahnesine çeyrek finalde veda etmişti.

Yarı finallere de çeyrek finallerde olduğu gibi penaltılar damgasını vurmuştu 26 Haziran’da Old Trafford’da oynanan ilk yarı final maçında Fransa Çek Cumhuriyetiyle yine normal süresi ve uzatmaları 0-0 biten maçta karşılaşmış ve penaltılarda Çek Cumhuriyet’i finale uzanmıştı.

Herkes Çek Cumhuriyetini ve bu büyük başarısını konuşuyordu. Evine dönen Fransa için ise bu mağlubiyet belki de 98 Dünya Kupasında ve EURO 2000’de fırtına gibi esip kupaları kaldıracak takım için bir başlangıçtı. Zidanelı, Blanclı,Deschampslı, Lizarazulu, Thuramlı kadrosuyla ve daha sonra aralarına katılacak Henry ile Fransa sonraki yıllarda altın çağını yaşayacak ve Dünya Futboluna damgasını vuracaktı.

İkinci yarı final maçında da sonucu belirleyen yine Penaltılar olacaktı 1-1 sona eren ve uzatmalarda da gol olmayan maçta İngiltere Almanya’ya penaltılarda 6-5 mağlup olmuş ve İngiltere’nin yılları sürecek olan “Penaltılar” kabusu ilk belirtisini göstermişti.

Büyük Final Geldi Çattı

Büyük Final için 30 Haziran 1996 da Wembley Stadyumu tıklım tıklım dolmuştu, herkes Alman ve Çek takımlarını bekliyordu. Kimler yoktu ki Alman takımında bir dönem Avrupa Futboluna damga vuran efsane isimler Andreas Möller, Mehmet Scholl, Chiristian Ziege, Matias Sammer ve Jurgen Klinsmann son kez bir arada oynuyolardı.Turnuvanın sürprizi Çek takımında ise bu turnuvayla Pavel Kuka, Karel Poborsky, Patrick Berger, Vladmir Smiçer, Pavel Nedved gibi isimler efsaneleşecek ve ilerleyen yıllarda Avrupa Futboluna yön verecekti.

İşte bu iki takımın müthiş finali de adlarına yakışır şekildeydi önce 53. dakikada Berger’in golüyle Çekler öne geçti, herkes acaba sorularını sorarken 73. dakikada sahneye çıkan isim Oliver Bierhoff’tu. 1-1 biten normal süreden sonra 95. dakiada tekrar sahne alan Bierhoff altın golü atıyor ve kupayı Almanya’ya getiriyordu. Avrupa futbolu da yeni bir yıldızla, Oliver Bierhoffla tanışıyordu. İlk kez uygulanan Altın gol uygulamasıyla ilk ve son kez bir turnuvanın şampiyonu belirlenmişti.

Aradan geçen onca yılda hiç kuşkusuz bizim aklımıza turnuvaya dair en çok yer eden olay Alpay ve aldığı Fair Play ödülüydü. Avrupalılar için ise Almanya’nın efsane kadrosu ve ilerleyen yıllarda Dünya Futboluna damga vuracak olan Fransız ve Portekiz milli takımlarının ilk kez sahne alışı akılda kalan öğelerdi. Akıllarda yer eden bir başka olay ise Almanların kurnazlığıydı.

Final maçından önce Almanların UEFA’ya bildirdiği “Çok sakatımız var, ancak 13 oyuncuyla hazırlanabildik, finale yeni oyuncu çağırma hakkı tanıyın” dileği karşısında UEFA Almanlara 2 oyuncu daha çağırma hakkı vermişti. Ancak Almanya Teknik Direktörü Berti Vogts sadece Werder Bremenli Jens Todt’u kadroya dahil edip final maçında Todt’u yedekler arasına bile almayarak şaşırtmıştı. Almanya’nın tüm serzenişlerinin şaşırtmacadan ibaret olduğu anlaşılmıştı.